Yılan Peri ve Sihirli Ayna
Yoksul oduncu oğlu, yardım ettiği yılan perinin annesinden içinden dev bir cin çıkan sihirli bir ayna parçası alır; ayna çalınınca onu fareler padişahının yardımıyla geri kazanır.
Bir zamanlar yoksul bir oduncunun bir oğlu varmış. Bir gün adam hastalanmış ve oğluna demiş ki: "Ölürsem sen benim zanaatımı sürdür, her gün ormana git. Orada bulduğun bütün ağaçları kesebilirsin, ama ormanın kenarında bir servi ağacı var, ona sakın dokunma." İki gün sonra adam ölmüş ve gömülmüş. Oğlu ormana gidip ağaçları kesmiş, yalnızca servi ağacına dokunmamış.
Bir gün delikanlı servi ağacının yanında durmuş ve düşünmüş: "Bu ağaçta ne var ki ona el sürmeme izin yok?" Ağaca bakmış, merakla incelemiş, sonunda baltasını alıp ağaca doğru yürümüş. Ama ayağını daha kaldırır kaldırmaz servi ağacı ondan uzaklaşmış. Oduncu eşeğine binip ağacın peşine düşmüş ama ona yetişememiş ve akşam olmuş. Eşeğinden inip onu bir ağaca bağlamış, kendisi de sabahı beklemek için ağacın tepesine çıkmış.
Sabah gökyüzü kızarınca ağaçtan inmiş ama eşek ipini koparıp kaçmış, ortada yokmuş. "Ne yapalım, yürüyerek giderim," demiş oduncu ve servinin peşine düşmeye devam etmiş; ağaç önden gidiyor, o arkasından geliyormuş. Bütün gün peşinden gitmiş ama yetişememiş. Üçüncü gün de baltasını omzuna alıp ağacı kovalarken birden birbiriyle boğuşan bir fil ile bir yılana rastlamış.
İster inanın ister inanmayın, yılan fili yutmak istiyormuş ama filin büyük dişi yılanın boğazına takılmış; ikisi de birbirinden kurtulamıyormuş. İki hayvan da delikanlının onlara baktığını görünce ondan yardım istemişler. Delikanlı ikisini de kızdırmadan baltasıyla filin dişinin ucunu kesmiş. Diş yılanın boğazından çıkmış; fil bir yana, yılan bir yana kurtulmuş. Fil hortumunu sallayıp ormana dalmış. Yılan delikanlıya teşekkür etmiş ve ona söz verdiği ödülü vereceğini söylemiş.
Yolda yılan bir pınarın başında durmuş: "Ben bu suda yıkanırken bekle; ne olursa olsun korkma!" Yılan suya dalar dalmaz öyle korkunç bir fırtına, öyle bir kasırga kopmuş, şimşek üstüne şimşek, yıldırım üstüne yıldırım çakmış ki kıyamet bundan beter olamazmış. Biraz sonra yılan banyodan çıkmış ve her şey yine sakinleşmiş. Yılan aslında bir peri soyundanmış.
Uzun bir yol gitmişler, kısa bir yol gitmişler; kahve içmişler, çubuk tüttürmüşler, yolda menekşe toplamışlar. Sonunda bir eve yaklaşmışlar. Yılan Peri demiş ki: "Az sonra annemin evine varacağız. Kapıyı açınca benim akrabam olduğunu söyle, seni içeri alır. Sana kahve ikram eder, içme; yemek ikram eder, yeme. Ama kapının köşesinde küçük bir ayna parçası asılı, annemden onu iste!"
Eve varmışlar, Yılan Peri kapıyı çalar çalmaz annesi kapıyı açmış. "Gel kardeşim!" demiş Yılan Peri arkasındaki delikanlıya. "Kardeşin kim?" diye sormuş annesi. "Canımı kurtaran," demiş oğlu ve bütün hikâyeyi anlatmış. İçeri girmişler; kadın delikanlıya kahve ve çubuk getirmiş ama delikanlı almamış. "Yolum acele, çok kalamam," demiş. "Bari biraz dinlen, konuklarımızı eli boş göndermeyiz," demiş kadın. "Bir şey istemem, ama kapının köşesindeki o ayna parçasını verirsen alırım," demiş delikanlı. Kadın vermek istememiş ama delikanlı belki canının o ayna parçasına bağlı olduğunu söyleyip ısrar etmiş ve sonunda kadın istemeye istemeye vermiş.
Delikanlı ayna parçasıyla yoluna devam etmiş. Aynaya bakıp onu ne işe yarayacağını düşünürken birden karşısında öyle büyük bir cin belirmiş ki bir dudağı göğe, bir dudağı yere değiyormuş. Zavallı delikanlı öyle korkmuş ki cin, "Ne emredersin sultanım?" demeseydi ömrü boyunca koşarmış. O haliyle ancak yiyecek bir şey isteyebilmiş ve hemen karşısında babasının evinde hiç görmediği zengin bir sofra kurulmuş.
Delikanlı aynayı daha çok merak etmiş ve yine bakmış. Cin yine karşısında belirmiş: "Ne emredersin sultanım?" Önce aklına bir şey gelmemiş ama sonunda dudakları "Saray" kelimesini mırıldanmış ve hemen karşısında padişahın sarayından bile güzel bir saray yükselmiş. "Açıl!" demiş delikanlı, sarayın kapıları önünde açılmış.
Delikanlı ayna parçasına çok sevinmiş. Aklına ünü dünyaya yayılmış padişah kızı gelmiş. Ama onu zorla getirtmek istememiş. Cinden kendisine güzel giysiler ve atlar istemiş, padişahın huzuruna çıkıp Allah'ın emriyle kızını istemiş. Padişah zor işler istemiş: bir gecede kırk odalı bir köşk, bahçesinde altın meyveli ağaçlar, kapısında kırk at. Delikanlı her gece aynaya bakmış, cin de hepsini hazırlamış. Padişah kızını ona vermiş; kız da delikanlının iyi yüreğini sevmiş. Delikanlı onu deniz ötesindeki sarayına götürmüş ve orada mutlu yaşamaya başlamışlar.
Ama padişahın veziri kızı kendi oğluna istiyormuş ve bu evliliğe hiç razı değilmiş. Bir gün padişaha, "Bu delikanlının gücü bir büyüden geliyor; o büyüyü elinden almadıkça kızınız tehlikede," demiş. Saraya kötü kalpli bir kocakarı getirmiş. Kocakarı, "İçi çinkoyla kaplı büyük bir sandık yaptırın, beni içine koyup denize atın. Kızı bulurum," demiş. Kocakarıyı dokuz günlük yiyecekle sandığa koyup denize atmışlar.
Sandık dalgadan dalgaya savrulmuş ve sonunda padişah kızının delikanlıyla yaşadığı şehre varmış. Balıkçılar sandığı ip ve kancalarla kıyıya çekmişler; açınca içinden bir kocakarı çıkmış. "Ah, düşmanım gözünün nuru olan evladından ayrılsın," diye ağlamış kocakarı, "ben bunu hak etmedim!" Öyle ağlamış ki adamlar her sözüne inanmışlar. "Şehrinizin beyi nerede? Belki bana acır, beni kapısına alır," demiş. Ona sarayı göstermişler.
Kocakarı saraya gidip kapıyı çalınca padişah kızı aşağı inmiş. Kocakarı kızı hemen tanımış ve onu hizmetine alması için yalvarmış; kız onu tanımıyormuş. "Efendim bu akşam gelir, ona sorarım," demiş kız. Delikanlı razı olmuş ve kocakarı ertesi günden itibaren onlara hizmet etmeye başlamış. Bir gün, iki gün, bir hafta, iki hafta geçmiş; sarayda ne yemek pişiren aşçı ne temizlik yapan hizmetçi varmış, ama her gün zengin sofralar kuruluyor, her yer pırıl pırıl oluyormuş.
Kocakarı kızın odasına gidip bütün gün yalnız kalmaktan sıkılıp sıkılmadığını sormuş ve ona arkadaşlık etmek istemiş. Bir gün o güzel yemeklerin nereden geldiğini sormuş. Kız ayna parçasını bilmediği için bir şey söyleyememiş. "Efendinden öğren," demiş kocakarı. Kız sormuş, delikanlı da hiçbir kötülük düşünmeden ona aynayı göstermiş. Kocakarının istediği de buymuş. İki gün beklemiş, sonra kıza efendisinden aynayı istemesini, onunla oynayıp vakit geçireceğini söylemiş. Delikanlı da hiçbir şeyden kuşkulanmadan aynayı karısına vermiş.
Kocakarı kızın aynayı nereye koyduğunu biliyormuş. Gece onu çalmış ve aynaya bakınca cin karşısına çıkmış. "Ne emredersin?" "Beni bu kızla birlikte babasının sarayına götür," demiş kocakarı. İkinci emriyle de delikanlının sarayını bir kül yığınına çevirmiş. Genç oduncu eve döndüğünde küllerin arasında miyavlayan kediden başka bir şey bulamamış. Orada küçük bir et parçası da varmış; padişah kızı onu kediye atmış. Delikanlı et parçasını alıp karısını aramaya çıkmış. Bütün dünyayı dolaşsa da onu bulacakmış.
Gitmiş, aramış, taramış ve sonunda karısının yaşadığı şehre varmış. Saraya gidip aşçıbaşına onu mutfağa yardımcı alması için yalvarmış. Birkaç gün içinde padişahın kızının döndüğünü öğrenmiş. Bir gün aşçıbaşı hastalanmış. Delikanlı ona dinlenmesini, yemeği kendisinin pişireceğini söylemiş. Kızartmış, haşlamış ve yemekleri yukarı gönderirken küllerin arasında bulduğu et parçasını da kızın tabağına koymuş. Kız o küçük et parçasını görür görmez efendisinin yakında olduğunu anlamış.
Aşçıbaşını çağırıp mutfakta kimin olduğunu sormuş. Aşçı önce inkâr etmiş, sonunda yardım için yoksul bir delikanlı aldığını itiraf etmiş. Kız babasına gidip mutfakta öyle güzel kahve pişiren bir delikanlı olduğunu, kahvesini ondan içmek istediğini söylemiş. Böylece delikanlı her gün kahve pişirip kıza götürmeye başlamış. Kavuşmuşlar ve kız ona her şeyin nasıl olduğunu anlatmış. Aynayı nasıl geri alacaklarını konuşmuşlar.
Ama delikanlı bir gün kızın yanına girer girmez kocakarı ortaya çıkmış. Onu uzun zamandır görmediği halde tanımış ve aynaya bakıp zavallı delikanlıyı eski sarayının küllerine geri göndertmiş. Delikanlı orada kediyi hâlâ çömelmiş halde bulmuş. Kedi acıkınca fare yakalarmış ve farelerin arasında öyle bir kırım yapmış ki fareler padişahının neredeyse askeri kalmamış. Fareler padişahı çok kızgınmış ama kediye bulaşmaya cesaret edemiyormuş.
Bir gün delikanlıyı görmüş, yanına gelip ondan yardım istemiş, çünkü yarına kadar beklerse bütün ülkesi yok olacakmış. "Sana yardım ederim," demiş delikanlı, "gerçi benim de taşıyacak yeterince derdim var." "Derdin ne?" diye sormuş fareler padişahı. Delikanlı ayna parçasının hikâyesini, nasıl çalındığını ve kimin eline geçtiğini anlatmış. "O halde ben sana yardım edebilirim!" diye bağırmış fareler padişahı ve dünyadaki bütün fareleri toplamış.
Hangisinin o saraya girip çıktığını, o kocakarıyı ve ayna parçasını kimin bildiğini sormuş. Topal bir fare aksayarak öne çıkmış, padişahın ayaklarının dibinde yeri öpmüş ve kocakarının sandığından yiyecek çalmayı âdet edindiğini söylemiş. Anahtar deliğinden kocakarının her akşam küçük bir ayna parçası çıkarıp yastığının altına sakladığını görmüş. Padişah ona o ayna parçasını çalmasını emretmiş. Topal fare yanına iki arkadaş istemiş, birinin sırtına binmiş ve kocakarının odasına gitmişler.
Vardıklarında akşammış; kocakarı tam yemeğini yiyormuş. "Tam vaktinde geldik," demiş topal fare, "yiyecek bir şeyler buluruz." Odaya dalıp karınlarını doyurmuşlar ve geceyi beklemişler. Kocakarı yatıp uyuyunca topal fare yatağına sıçramış, yüzüne gitmiş ve kuyruğunun ucuyla burnunu gıdıklamaya başlamış. "Hapşu! Hapşu!" diye aksırmış kocakarı, öyle aksırmış ki başı neredeyse yerinden fırlayacakmış. "Hapşu! Hapşu!" diye yine aksırırken öbür iki fare yastığın altından ayna parçasını kapmışlar, topal fareyi sırtlarına alıp eve koşmuşlar.
Delikanlı aynayı görünce çok sevinmiş. Fareler padişahına söz verdiği gibi kediyi yanına almış ki farelere bir daha zarar vermesin; kediye de her gün kendi sofrasından yemek vermiş. Sonra aynaya bakmış ve cin karşısına çıkmış: "Ne emredersin sultanım?" Delikanlı sırma işlemeli bir kaftan, güzel bir at ve büyük bir alay istemiş. Göz açıp kapayana kadar hepsi hazırmış. Şehre girip sarayın önünde durmuş. Padişah o büyük alayı görünce çok korkmuş. Delikanlı saraya girip padişaha vezirinin ve kocakarının yaptıklarını anlatmış. Padişah gerçeği öğrenince utanmış, kızını delikanlıya geri vermiş ve onu ülkesine veliaht yapmış. Kötü kalpli kocakarı ile vezir ülkeden sürülmüş.
Delikanlı ile padişah kızı görkemli ülkelerinde mutlu yaşamışlar. Sihirli ayna da her zaman yanlarındaymış ve bütün dertlerini yok etmiş. Topal fare de ömrünün sonuna kadar sarayın mutfağında rahat yaşamış. Gökten üç elma düşmüş: biri anlatana, biri dinleyene, biri de bir yılana, bir file ve bir fareler padişahına iyilik eden oduncu oğluna.
Masal burada bitti. İyi uykular.
Yılan Peri ve Sihirli Ayna, Anadolu halk masalı kaynaklı bir çocuk masalıdır; 6-11 yaş çocuklar için uygundur ve yaklaşık 11 dakikada okunur. Masal Merkezi'nde bu masalı ücretsiz okuyabilir, arka planda ninni ya da doğa sesi açabilir, favorilerinize ekleyebilirsiniz. Benzer masallar için Türk Halk Masalları kategorisine göz atın.
Üye ol, favorilerin ve okudukların her cihazda seninle gelsin.
