Keloğlan ile Nasreddin Hoca
Keloğlan, Akşehir'de Nasreddin Hoca'dan ders almak ister; Hoca ona üç soru sorar.
Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar Keloğlan köyünde herkesin işine koşan, herkesi güldüren bir delikanlı olmuş. Ama içinde hep bir merak varmış: "Akıllı olmak nasıl bir şey? Dünyanın en akıllı adamı kimdir?" Köyün ihtiyarları, "Akşehir'de Nasreddin Hoca diye biri var," demişler, "hem güldürür hem düşündürür. Ona git."
Keloğlan anasının elini öpüp yola çıkmış. Günlerce yürümüş, sonunda Akşehir'e varmış. Çarşıda birine sormuş: "Nasreddin Hoca'yı nerede bulurum?" Adam gülmüş: "Eşeğe ters binmiş birini görürsen, işte odur." Keloğlan biraz ilerleyince gerçekten eşeğine ters binmiş, sakallı, kavuklu birini görmüş.
"Hocam, selamünaleyküm. Ben senden akıl öğrenmeye geldim," demiş. Hoca eşeğini durdurmuş, Keloğlan'a baştan aşağı bakmış. "Aleykümselam evlat. Akıl kitaptan öğrenilmez, yoldan öğrenilir. Ama madem geldin, sana üç soru soracağım. Cevap verirsen seni çırağım yaparım."
"Birinci soru," demiş Hoca, "elinde bir mum var, bir de bir testi su. Evinde yangın çıksa hangisini alırsın?" Keloğlan hemen, "Suyu alırım Hocam, mumu ne yapayım?" demiş. Hoca gülmüş: "Aferin. Bazen en kolay cevap en doğrusudur; insan zor sorudan korkup kolayını kaçırır."
"İkinci soru: Bir kazanım var, komşum ödünç istedi. Ona kazanı verirken içine küçük bir tencere koydum, 'Kazanınız doğurdu,' dedim. Komşum sevindi, tencereyi aldı. Sonra kazanı bir daha istediğimde ona ne demeliyim?" Keloğlan biraz düşünmüş: "Hocam, doğuran kazan bir gün ölebilir de. Ama ben olsam bu oyunu hiç oynamazdım; çünkü komşuya verilen söz kazandan değerlidir." Hoca kaşlarını kaldırmış: "Bak sen! Bu cevabı benden iyi verdin."
"Üçüncü soru," demiş Hoca, "dünyanın ortası neresi?" Keloğlan Hoca'nın eşeğine bakmış, eşeğin ayağının bastığı yeri göstermiş: "İşte burası Hocam. İnanmazsan ölç." Hoca kahkahayı basmış: "Vay kel kerata! Benim cevabımı bana sattın!"
Hoca Keloğlan'ı evine götürmüş. Hoca'nın karısı onlara mercimek çorbası pişirmiş. Keloğlan bir hafta Hoca'nın yanında kalmış; onunla pazara gitmiş, kadıya gitmiş, göl kıyısında oturmuş. Hoca bir gün göle maya çalmış. Keloğlan, "Hocam, göl yoğurt olur mu?" diye sormuş. Hoca, "Ya tutarsa?" demiş. Keloğlan önce gülmüş, sonra anlamış: Hoca ona umudun bazen boşa gibi göründüğünü ama insanın denemekten vazgeçmemesi gerektiğini anlatıyormuş.
Bir gün çarşıda bir adam Hoca'ya, "Hoca, şu Keloğlan'a ne öğrettin?" diye sormuş. Hoca omuz silkmiş: "Ben ona bir şey öğretmedim. O zaten biliyordu, sadece bildiğine güvenmeyi öğrendi."
Ayrılık günü gelince Hoca Keloğlan'a bir heybe dolusu kuru üzüm vermiş, bir de öğüt: "Evlat, akıllı adam her şeyi bilen değildir. Bilmediğini bilen, güldürürken incitmeyen, düşünürken gülmeyi unutmayandır."
Keloğlan köyüne dönmüş, Hoca'nın öğütlerini herkese anlatmış. O günden sonra köyde bir dert olunca, "Hoca olsa ne derdi?" diye sormuşlar, sonra da Keloğlan'a gelmişler. Gökten üç elma düşmüş: biri Nasreddin Hoca'ya, biri Keloğlan'a, biri de bu masalı dinleyen sana.
Masal burada bitti. İyi uykular.
Keloğlan ile Nasreddin Hoca, Keloğlan masalı kaynaklı bir çocuk masalıdır; 4-9 yaş çocuklar için uygundur ve yaklaşık 4 dakikada okunur. Masal Merkezi'nde bu masalı ücretsiz okuyabilir, arka planda ninni ya da doğa sesi açabilir, favorilerinize ekleyebilirsiniz. Benzer masallar için Türk Halk Masalları kategorisine göz atın.
Üye ol, favorilerin ve okudukların her cihazda seninle gelsin.

