Keloğlan ile Kırk Harami
Keloğlan, köyü soyan kırk haramiyi tek başına, sadece zekâsıyla alt eder.
Bir varmış bir yokmuş, dağların eteğinde küçük, şirin bir köy varmış. Bu köyün insanları çalışkan, toprakları bereketliymiş. Ama bir zamandır başlarında büyük bir dert varmış: Dağda kırk harami yaşarmış. Haramiler her hasat zamanı iner, köyün buğdayını, koyunlarını, yağını, balını alıp götürürlermiş. Köylüler korkudan seslerini çıkaramazlarmış.
Bir akşam köy kahvesinde ihtiyarlar dertleşirken Keloğlan da bir köşede oturuyormuş. "Ben bu haramilere bir oyun oynayayım," demiş. Herkes gülmüş: "Kırk kişiye bir kel oğlan ne yapsın?" Keloğlan da gülmüş: "Kırk kişinin bir aklı vardır, benim de bir aklım var. Ödeşiriz."
Ertesi sabah Keloğlan eşeğine iki küp yüklemiş. Küplerden birine bal, öbürüne su doldurmuş, suyun içine de biber ve tuz katmış. Bir de heybesine bir çıngırak, bir kova kül koymuş. Dağ yoluna düşmüş. Az gitmiş uz gitmiş, haramilerin gözcüsü onu görmüş: "Dur! Ne taşıyorsun?" Keloğlan, "Padişahın sarayına bal götürüyorum. Bu bal sihirlidir; yiyen kırk adam gücünde olur," demiş.
Gözcü onu harami başının yanına götürmüş. Harami başı iri yarı, kara bıyıklı, gür sesli biriymiş. "Kırk adam gücü mü? Ver bakalım şu balı!" Keloğlan, "Olmaz," demiş, "bu bal gece yarısı yenmeli, yoksa etkisi kaybolur. Hem önce büyüsünü okumam gerek." Haramiler meraklanmışlar. Keloğlan'ı mağaralarında misafir etmişler.
Gece olunca Keloğlan haramileri ateşin başına toplamış. "Gözlerinizi kapatın, ben büyüyü okurken kimse açmasın. Açan olursa bal acıya döner." Haramiler gözlerini sıkı sıkı kapatmışlar. Keloğlan önce bal küpünü açıp herkesin ağzına bir parmak bal sürmüş. Haramiler, "Mmm!" diye keyiflenmişler. Sonra yavaşça öbür küpü açmış, biberli tuzlu suyu herkesin önündeki tasa doldurmuş. "Şimdi bu sihirli şerbeti için, gözlerinizi açmadan!"
Haramiler tasları kafalarına dikmişler. Bir anda mağara bağırış çağırışla dolmuş: "Yandım! Ağzım tutuştu!" Herkes su aramak için oraya buraya koşmuş. Keloğlan tam o sırada kovadaki külü ateşe dökmüş; mağara kapkaranlık, dumanlı olmuş. Çıngırağı çalarak bağırmış: "Padişahın askerleri geldi! Kırk atlı geliyor!"
Karanlıkta haramiler birbirlerini asker sanıp kapışmışlar. Kimi mağaradan fırlayıp dereye atlamış, kimi ormana kaçmış. Bir saat içinde mağarada tek harami kalmamış. Keloğlan meşaleyi yakmış ve mağaranın dibinde yıllardır köylerden çalınan her şeyi görmüş: buğday çuvalları, bakır kazanlar, yün halılar, altın keseleri.
Sabah olunca Keloğlan köye inmiş, köylüleri arabalarla mağaraya götürmüş. Herkes kendi malını tanıyıp almış. Kimsenin olmayan altınlarla köye yeni bir çeşme, bir de okul yaptırmışlar.
Haramilere ne mi olmuş? Bir daha o dağa dönmeye cesaret edememişler. Çünkü aralarında hep bir söz dolaşırmış: "O köyde kırk adam gücünde bir kel oğlan var."
Keloğlan o akşam anasının yanına döndüğünde anası sormuş: "Oğul, korkmadın mı?" Keloğlan gülmüş: "Korktum ana. Ama korkunun da bir aklı vardır; onu kullanmak lazım." Gökten üç elma düşmüş: biri bu masalı anlatana, biri dinleyene, biri de korkusunu akla çeviren Keloğlan'a.
Masal burada bitti. İyi uykular.
Keloğlan ile Kırk Harami, Keloğlan masalı kaynaklı bir çocuk masalıdır; 5-10 yaş çocuklar için uygundur ve yaklaşık 4 dakikada okunur. Masal Merkezi'nde bu masalı ücretsiz okuyabilir, arka planda ninni ya da doğa sesi açabilir, favorilerinize ekleyebilirsiniz. Benzer masallar için Türk Halk Masalları kategorisine göz atın.
Üye ol, favorilerin ve okudukların her cihazda seninle gelsin.


