Keloğlan ile Sihirli Tencere
Pilav pişiren sihirli tencere, durma sözcüğü unutulunca bütün köyü pilava boğar.
Bir varmış bir yokmuş, bir köyde Keloğlan ile anası çok yoksul yaşarmış. Bir kış günü evde yiyecek hiçbir şey kalmamış. Keloğlan ormana odun toplamaya gitmiş. Ormanda karın içinde titreyen, yaşlı, sırtı kambur bir nineye rastlamış. Nine, "Evladım, açım, üşüyorum," demiş. Keloğlan'ın heybesinde son bir dilim ekmek varmış; hiç düşünmeden nineye vermiş, sırtındaki eski abasını da omuzlarına örtmüş.
Nine ekmeği yemiş, sonra gülümseyerek heybesinden küçük, kararmış bir bakır tencere çıkarmış. "Bunu al evladım. Ocağa koy, 'Pişir tencerem pişir' de. Yeterince olunca da 'Dur tencerem dur' de. Sakın bu sözü unutma." Keloğlan teşekkür edip başını çevirdiğinde nine kaybolmuş, sadece kar üstünde ayak izleri kalmış.
Keloğlan eve koşmuş, tencereyi ocağa koymuş: "Pişir tencerem pişir!" Tencere fokur fokur kaynamaya başlamış ve içi tereyağlı, buğusu tüten bir pilavla dolmuş. Anasıyla karınlarını doyurmuşlar. Keloğlan, "Dur tencerem dur," deyince tencere susmuş. O kış Keloğlan her gün komşulara da pilav dağıtmış. Köyde aç kalan kimse olmamış.
Bir gün Keloğlan şehre, pazara gitmiş. Anası evde yalnızmış. Öğle olmuş, karnı acıkmış. "Ben de pişireyim," demiş ve tencereyi ocağa koymuş: "Pişir tencerem pişir!" Tencere pilavı pişirmiş, tabak dolmuş, sini dolmuş. Anası durdurmak istemiş ama sözü unutmuş! "Yeter tencerem!" demiş, olmamış. "Tamam tencerem!" demiş, olmamış. "Kes artık!" demiş, tencere pişirmeye devam etmiş.
Pilav tencereden taşmış, ocağı doldurmuş, odayı doldurmuş. Kapıdan dışarı akmış, avluyu kaplamış. Sokaklara yayılmış. Köylüler evlerinden çıkıp bakmışlar: Bembeyaz, sıcacık bir pilav nehri köyün içinden akıyormuş! Çocuklar sevinçle kaşık kaşık yemeye başlamış, kediler köpekler ziyafet çekmiş, tavuklar pilav tepelerine çıkıp gıdaklamış. Ama pilav durmuyor, akmaya devam ediyormuş; neredeyse caminin kapısına dayanmış.
Tam o sırada Keloğlan pazardan dönüyormuş. Köyün girişinde pilav nehrini görünce ne olduğunu hemen anlamış. Pilav tepelerinin üstünden atlaya atlaya evine koşmuş, tencerenin başına gelip bağırmış: "Dur tencerem dur!" Tencere hemen susmuş.
Köy baştan başa pilava bulanmış. Keloğlan ve anası mahcup olmuşlar ama köylüler kızmamış. Muhtar gülerek, "Bu kadar pilavı ne yapacağız?" demiş. Keloğlan, "Komşu köylere de dağıtalım," demiş. Bütün köy kazanlarla, sepetlerle pilavı toplamış, çevre köylerin yoksullarına götürmüşler. O gün yedi köy pilav bayramı yapmış.
Akşam anası Keloğlan'a sarılmış: "Oğul, sözü unuttum, başımıza iş açtım." Keloğlan gülmüş: "Ana, her şeyin bir ölçüsü vardır. Ama bugün sayende yedi köy doydu. Unutmak bile bazen bereket olurmuş." O günden sonra anası "Dur tencerem dur" sözünü bir kâğıda yazıp ocağın üstüne asmış.
Bu masal bize şunu söyler: İyilik yapanın eline bereket gelir, ama berekete bile ölçü gerekir. Gökten üç elma düşmüş: biri anlatana, biri dinleyene, biri de pilav nehrinde kaşık sallayan çocuklara.
Masal burada bitti. İyi uykular.
Keloğlan ile Sihirli Tencere, Keloğlan masalı kaynaklı bir çocuk masalıdır; 3-8 yaş çocuklar için uygundur ve yaklaşık 3 dakikada okunur. Masal Merkezi'nde bu masalı ücretsiz okuyabilir, arka planda ninni ya da doğa sesi açabilir, favorilerinize ekleyebilirsiniz. Benzer masallar için Türk Halk Masalları kategorisine göz atın.
Üye ol, favorilerin ve okudukların her cihazda seninle gelsin.

