Keloğlan ile Ak Sakallı Dede
Ak sakallı dede Keloğlan'a üç dilek hakkı verir; Keloğlan her dileğini başkaları için kullanır.
Bir varmış bir yokmuş, Keloğlan bir kış sabahı ormandan dönerken yolun kenarında, bir ağacın dibinde oturan ak sakallı bir dede görmüş. Dedenin üstünde ince bir hırka, ayaklarında yırtık çarıklar varmış. Keloğlan yanına gidip, "Dede, üşümüyor musun?" diye sormuş. Dede gülümsemiş: "Üşüyorum evlat, açım da."
Keloğlan heybesinden yarım somununu çıkarıp dedeye vermiş, sırtındaki abasını da dedenin omzuna örtmüş. Dede ekmeği yerken Keloğlan ona yolun nereye gittiğini, köyün nerede olduğunu anlatmış. Dede ekmeği bitirince ayağa kalkmış; o anda yüzü ışık gibi parlamış. "Evlat, ben Hızır'ım. Darda kalanın yardımına koşarım. Sen bana yardım ettin. Dile benden üç dilek. Ne istersen olacak."
Keloğlan şaşırıp kalmış. Biraz düşünmüş. "Dede, bizim köyün çeşmesi kurudu. Kadınlar suyu iki saatlik yoldan taşıyor. Birinci dileğim köyümüzün çeşmesi yeniden aksın." Hızır gülümsemiş: "Kendin için bir şey istemedin. Olsun, oldu." Keloğlan köye döndüğünde çeşmenin gürül gürül aktığını görmüş. Köylüler sevinçten oynuyormuş.
Ertesi gün Keloğlan yine o ağacın dibine gitmiş. Dede oradaymış. "İkinci dileğim, köyün en yaşlısı Hatice Nine'nin gözleri görmüyor. Torunlarını bir kez görmek istiyor. Onun gözleri açılsın." Hızır başını sallamış: "Yine kendin için istemedin." Keloğlan köye döndüğünde Hatice Nine'nin torunlarını kucaklayıp ağladığını görmüş. Nine bağırıyormuş: "Görüyorum! Gökyüzünü, torunlarımı görüyorum!"
Üçüncü gün Keloğlan ağacın dibine varınca uzun uzun düşünmüş. Anası evde yaşlıydı, ambarları boştu, evleri yıkık dökük. Bir an "Bir saray isteyeyim, bir hazine isteyeyim," diye geçirmiş aklından. Ama sonra köyün çocuklarını düşünmüş; köyde okul yokmuş, çocuklar okuma yazma bilmiyormuş. "Dede, üçüncü dileğim köyümüzde bir okul olsun. Çocuklar okumayı öğrensin."
Hızır bu kez yüksek sesle gülmüş: "Keloğlan, üç dileğinin hiçbirini kendin için istemedin. Şimdi sana ben bir şey vereceğim, dileksiz." Hızır elini Keloğlan'ın başına koymuş, dua etmiş: "Elin bereketli, dilin tatlı, kapın açık olsun. Bundan sonra eline ne alırsan bereketlensin." Sonra bir rüzgâr esmiş, Hızır gözden kaybolmuş.
Keloğlan köye döndüğünde köyün ortasında yeni, beyaz badanalı bir okulun yükseldiğini görmüş. Çocuklar sevinçle içeri koşuyormuş. Keloğlan evine gelince ambarlarının buğdayla dolduğunu, yıkık duvarlarının sağlamlaştığını görmüş. Anası sevinçten ağlıyormuş: "Oğul, ne oldu böyle?" Keloğlan anlatmış. Anası onu kucaklamış: "Başkasını düşünenin derdini Allah düşünür."
O yıl Keloğlan'ın tarlası bire kırk vermiş. Keloğlan ürününün yarısını yine köydekilere dağıtmış. Ama ne kadar dağıtırsa dağıtsın ambarı hiç boşalmamış. Her kış o ağacın dibine bir somun ekmek, bir de sıcak bir aba bırakırmış; belki bir gün yine bir yolcu üşür diye.
Gökten üç elma düşmüş: biri anlatana, biri dinleyene, biri de üç dileğini başkalarına veren Keloğlan'a.
Masal burada bitti. İyi uykular.
Keloğlan ile Ak Sakallı Dede, Keloğlan masalı kaynaklı bir çocuk masalıdır; 5-10 yaş çocuklar için uygundur ve yaklaşık 3 dakikada okunur. Masal Merkezi'nde bu masalı ücretsiz okuyabilir, arka planda ninni ya da doğa sesi açabilir, favorilerinize ekleyebilirsiniz. Benzer masallar için Türk Halk Masalları kategorisine göz atın.
Üye ol, favorilerin ve okudukların her cihazda seninle gelsin.