Keloğlan ile Sihirli Kabak
Keloğlan'ın bahçesinde dev bir kabak yetişir; içinden çıkanlar herkesi şaşırtır.
Bir varmış bir yokmuş, Allah'ın kulu çokmuş. Bir köyün kıyısında, yıkık dökük bir evde Keloğlan ile anası yaşarmış. Bir bahar sabahı Keloğlan çarşıdan dönerken yolda yaralı bir serçe görmüş. Serçenin kanadı incinmiş, uçamıyormuş. Keloğlan serçeyi avucuna almış, eve getirmiş, kanadını bir çöple sarmış. Anası ona ekmek kırıntısı, Keloğlan su vermiş. Serçe günlerce onların yanında kalmış, sonunda iyileşip uçup gitmiş.
Birkaç gün sonra serçe geri gelmiş. Gagasında küçücük bir kabak çekirdeği varmış. Çekirdeği Keloğlan'ın avucuna bırakıp cik cik ötmüş, sonra uçup gitmiş. Keloğlan çekirdeği evin arkasındaki küçük bahçeye ekmiş, her sabah sulamış.
Kabak fidanı öyle bir büyümüş ki görenler şaştı kalmış. Bir haftada evin damına tırmanmış, bir ayda bahçeyi kaplamış. Üstünde de tek bir kabak yetişmiş; ama ne kabak! Bir arabadan büyük, bir ambardan yuvarlakmış. Köylüler her gün görmeye gelir, "Keloğlan, bu kabağı ne yapacaksın?" diye sorarlarmış. Keloğlan da, "Kışın anamla otururuz, yeriz," dermiş.
Güz gelince Keloğlan baltasını alıp kabağı kesmeye girişmiş. Balta kabuğa değer değmez kabak kendiliğinden ikiye ayrılmış. İçinden çekirdek yerine bir şeyler dökülmeye başlamış: önce buğday, arkasından pirinç, sonra kuru üzüm, ceviz, bal küpleri, yün çileleri, bakır tencereler... Ev doldu, avlu doldu, sokak doldu. Anası ellerini dizine vurmuş: "Oğul, bu ne bereket!"
Keloğlan biraz düşünmüş: "Ana, bu kadar şeyi biz iki kişi bitiremeyiz. Köyde aç olan çok." Davulcu Hasan'ı çağırtmış, köyün meydanında davul çaldırmış: "Duyduk duymadık demeyin! Keloğlan'ın kabağından çıkan bereket herkese yeter. Ambarı boş olan gelsin, alsın!" Köyün yoksulları torbalarla gelmiş, Keloğlan da her birinin torbasını kendi eliyle doldurmuş.
Bu haber komşu köyde yaşayan zengin ama hasis Kara Ağa'nın kulağına gitmiş. Kara Ağa kıskançlıktan geceleri uyuyamaz olmuş. "Benim de böyle bir kabağım olsun," demiş. Adamlarına bir serçe tutturmuş, kanadını kendi eliyle incitmiş, sonra baştan savma sarmış. Serçe iyileşince ondan da bir çekirdek beklemiş. Serçe gerçekten bir çekirdek getirmiş.
Kara Ağa çekirdeği ekmiş. Onun kabağı da büyümüş, Keloğlan'ınkinden de büyük olmuş. Kara Ağa sevinçten oynamış: "Bu kabaktan çıkanı kimseye vermem, hepsi benim!" Güz gelince bütün köylüleri, "Gelin de görün, kıskanın," diye çağırmış. Baltayı kabağa vurmuş.
Kabak ikiye ayrılmış ama içinden buğday değil, vızır vızır arılar, çamur, diken, kuru yaprak çıkmış. Arılar Kara Ağa'nın peşine düşmüş, ağa koşa koşa dereye atlamış. Çamur ambarını, dikenler bahçesini doldurmuş. Köylüler önce korkmuş, sonra gülmekten kırılmışlar.
Kara Ağa dereden sırılsıklam çıkınca Keloğlan'ın kapısını çalmış. "Keloğlan, benim kabağımdan neden bunlar çıktı?" Keloğlan onu içeri almış, kuru bir giysi vermiş, sıcak bir çorba koymuş. Sonra yavaşça anlatmış: "Ağa, ben serçeyi bir şey umarak sarmadım. Sen ise önce kanadını kırdın, sonra bir şey umarak sardın. Kabak, kalbin içinde ne varsa onu verir."
Kara Ağa başını önüne eğmiş. O kış ilk kez kendi ambarındaki buğdayı köyün yoksullarına dağıtmış. Ertesi bahar damına bir serçe yuva yapmış; Kara Ağa ona hiç dokunmamış, sadece her sabah bir avuç yem koymuş.
Keloğlan'ın kabağından çıkan bereket o yıl bitmemiş; çünkü paylaşılan ekmek hiç bitmezmiş. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.
Masal burada bitti. İyi uykular.
Keloğlan ile Sihirli Kabak, Keloğlan masalı kaynaklı bir çocuk masalıdır; 3-8 yaş çocuklar için uygundur ve yaklaşık 4 dakikada okunur. Masal Merkezi'nde bu masalı ücretsiz okuyabilir, arka planda ninni ya da doğa sesi açabilir, favorilerinize ekleyebilirsiniz. Benzer masallar için Uyku Masalları kategorisine göz atın.
Üye ol, favorilerin ve okudukların her cihazda seninle gelsin.



