Keloğlan Kapıyı Sırtlıyor
Anası "kapıyı bekle" deyince Keloğlan kapıyı sırtına alıp peşinden gider; kapı sayesinde haramilerin altınını bulur.
Bir varmış bir yokmuş, bir köyde Keloğlan ile anası yaşarmış. Bir gün anası komşu köydeki bir düğüne çağrılmış. Giderken Keloğlan'a sıkı sıkı tembihlemiş: "Oğul, ben düğüne gidiyorum. Sen evde kal, kapıyı bekle. Sakın kapıdan ayrılma, hırsız girer."
Keloğlan bir süre kapının önünde oturmuş. Güneş tepeye çıkmış, karnı acıkmış, canı sıkılmış. Uzaktan düğünün davul zurna sesleri geliyormuş. "Anam kapıyı bekle dedi," diye düşünmüş, "ama kapı ile birlikte gitsem yine kapıyı beklemiş olurum." Kalkmış, kapıyı menteşelerinden çıkarmış, sırtına vurmuş ve düğün evinin yolunu tutmuş.
Düğün evine varınca herkes gülmekten kırılmış. Anası onu görünce ellerini dizine vurmuş: "Oğul, ben sana kapıyı bekle dedim, kapıyı getir demedim!" Keloğlan, "Ana, ben de kapıyı bekliyorum işte, hiç gözümü üstünden ayırmadım," demiş. Anası hem kızmış hem gülmüş. "Hadi şimdi geri dön. Ama hava kararıyor, orman yolu tehlikeli, dikkat et."
Keloğlan kapı sırtında, eve dönmek için ormana girmiş. Az gitmiş, uz gitmiş, hava kararmış. Yolu şaşırmış. Uzakta bir ateş görmüş, yaklaşınca ateşin başında oturan kırk harami görmüş. Haramiler çaldıkları altınları sayıyorlarmış. Keloğlan korkmuş, kapıyla birlikte bir ağaca tırmanmış, dalların arasına saklanmış.
Haramiler ağacın altına kilimlerini sermiş, yemeklerini pişirmeye başlamışlar. Keloğlan'ın kapısı ağırlaşmış, kolları yorulmuş. Bir ara elinden kaymış; kapı gürültüyle dalların arasından aşağı yuvarlanmış ve tam haramilerin ortasına, ateşin üstüne düşmüş. Kıvılcımlar havaya fırlamış.
Haramiler şaşkınlıkla yukarı bakmışlar. Karanlıkta Keloğlan'ın parlak kafası ay ışığında pırıl pırıl parlıyormuş. Harami başı bağırmış: "Gökten kapı yağıyor! Yukarıda bir dev var, gözü ateş gibi yanıyor!" Keloğlan durumu anlamış, sesini kalınlaştırıp gürlemiş: "Kim benim ormanımda ateş yakar? Şimdi hepinizi kapının altında ezerim!"
Haramiler korkudan ne olduğunu anlamadan altınları, kilimleri, kazanları bırakıp dört bir yana kaçmışlar. Keloğlan ağaçtan inmiş, kapısını yerden kaldırmış. Ateşin başında kocaman keseler dolusu altın varmış. Keloğlan keseleri kapının üstüne koymuş, kapıyı bir sedye gibi sürükleyerek sabaha karşı köyüne varmış.
Anası düğünden dönünce evin kapısını yerinde göremeyince telaşlanmış. Ama içeri girince Keloğlan'ı altın keselerinin başında görmüş. "Oğul, bunlar ne?" Keloğlan her şeyi anlatmış. Anası şaşırmış: "Demek kapı bekleyen kapıyla birlikte kısmetini de beklermiş."
Ertesi gün Keloğlan muhtara gidip altınları göstermiş. Muhtar keselerin üstündeki mühürleri tanımış: haramilerin çevre köylerden ve kervanlardan çaldığı paralarmış bunlar. Her keseyi sahibine geri vermişler. Sahipleri de sevinçlerinden Keloğlan'a bir kese altın hediye etmiş. Keloğlan o altınla eve yeni, sağlam bir kapı yaptırmış, eski kapıyı da hatıra olsun diye ahırın önüne takmış.
Köyde o günden sonra bir söz kalmış: "Keloğlan gibi kapı bekle." Yani verilen işi harfiyen yap, ama aklını da yanında taşı. Gökten üç elma düşmüş: biri anlatana, biri dinleyene, biri de kapısını hiç bırakmayan Keloğlan'a.
Masal burada bitti. İyi uykular.
Keloğlan Kapıyı Sırtlıyor, Keloğlan masalı kaynaklı bir çocuk masalıdır; 5-10 yaş çocuklar için uygundur ve yaklaşık 3 dakikada okunur. Masal Merkezi'nde bu masalı ücretsiz okuyabilir, arka planda ninni ya da doğa sesi açabilir, favorilerinize ekleyebilirsiniz. Benzer masallar için Türk Halk Masalları kategorisine göz atın.
Üye ol, favorilerin ve okudukların her cihazda seninle gelsin.



