İçeriğe geç
Masal Merkezi
Pamuk ile Gül
Görseller semboliktir
Grimm Kardeşler

Pamuk ile Gül

İki iyi kalpli kız kardeş, kış gecelerinde kapılarını çalan ayıyla dost olur; ayı aslında büyülenmiş bir prenstir.

9 dakika 5-10 yaş 1 okunma
Read this tale in English
Okuma

Yoksul bir dul kadın, ormanın kıyısındaki küçük bir kulübede yalnız yaşarmış. Kulübenin önündeki bahçede iki gül ağacı varmış: biri beyaz, biri kırmızı gül açarmış. Kadının iki kızı varmış ve kızlar bu iki gül ağacına benzerlermiş; birinin adı Pamuk, ötekinin adı Gül'müş. İkisi de dünyada başka hiçbir çocuğun olmadığı kadar iyi, mutlu, çalışkan ve neşeliymiş. Pamuk daha sessiz ve yumuşak huyluymuş; evde annesine yardım eder, ona kitap okurmuş. Gül ise kırlarda koşmayı, çiçek toplamayı, kelebek kovalamayı severmiş.

İki kız kardeş birbirini o kadar severmiş ki dışarı çıktıklarında hep el ele tutuşurlarmış. Pamuk, "Birbirimizi hiç bırakmayalım," dediğinde Gül, "Yaşadığımız sürece asla," diye cevap verirmiş. Anneleri de, "Birinin neyi varsa ötekiyle paylaşsın," dermiş. Ormanda tek başlarına dolaşır, kırmızı yemişler toplarlarmış. Hiçbir hayvan onlara zarar vermezmiş; tavşan elinden lahana yaprağı yer, karaca yanlarında otlar, geyik neşeyle sıçrar, kuşlar dallarda şarkı söylermiş.

Pamuk ile Gül annelerinin kulübesini öyle temiz tutarlarmış ki bakmak bile insana keyif verirmiş. Yaz aylarında Gül evi düzenler, her sabah annesinin yatağının yanına iki gül ağacından birer gül koyarmış. Kışın Pamuk ateşi yakar, kazanı ocağın üstüne asarmış. Akşamları kar yağarken anne, "Pamuk, git kapıyı sürgüle," der, sonra ocağın başına oturur, gözlüğünü takar ve büyük bir kitaptan okurmuş. İki kız da yanında oturup yün eğirirmiş. Yanlarında yerde küçük bir kuzu yatar, arkalarındaki tünekte de başını kanadının altına sokmuş beyaz bir güvercin otururmuş.

Bir akşam böyle otururlarken biri kapıyı çalmış. Anne, "Çabuk Gül, aç kapıyı, barınacak yer arayan bir yolcu olmalı," demiş. Gül sürgüyü çekmiş ve yoksul bir adam beklerken karşısında kalın, kara başını kapıdan uzatan bir ayı görmüş. Gül çığlık atıp geri kaçmış, kuzu melemiş, güvercin çırpınmış, Pamuk da annesinin yatağının arkasına saklanmış. Ama ayı konuşmaya başlamış: "Korkmayın, size bir şey yapmayacağım. Donmak üzereyim, sadece biraz ısınmak istiyorum."

Anne, "Zavallı ayı," demiş, "gel ateşin başına yat. Yeter ki postunu yakma." Sonra seslenmiş: "Pamuk, Gül, çıkın, ayı size bir şey yapmaz, iyi niyetli." İki kız çıkmış, kuzu ile güvercin de yavaş yavaş yaklaşmış ve artık ondan korkmamışlar. Ayı, "Çocuklar, postumdaki karı biraz silkeleyin," demiş. Kızlar süpürgeyi getirip ayının postunu temizlemişler. Ayı ateşin başına uzanmış, rahatlamış ve memnun memnun homurdanmış.

Çok geçmeden kızlar ayıyla iyice samimi olmuşlar ve sakar misafirlerine şakalar yapmaya başlamışlar. Postunu çekiştirip durmuşlar, ayaklarını sırtına koyup onu oraya buraya yuvarlamışlar, fındık dalıyla ona vurmuşlar. Ayı onlara kızmamış, sadece güler gibi homurdanmış. Ama biraz fazla ileri gidince seslenmiş: "Bırakın beni yaşatın çocuklar: Pamuk, Gül, sevdiğinizi döverek öldürmeyin."

Yatma zamanı gelince anne ayıya demiş ki: "Burada ocağın başında yatabilirsin, soğuktan ve kötü havadan korunursun." Sabah olunca kızlar onu dışarı çıkarmışlar, ayı da karların üstünden ormana gitmiş. O günden sonra ayı her akşam aynı saatte gelmiş, ocağın başına yatmış ve kızlarla istedikleri kadar oynamasına izin vermiş. Onlar da ona o kadar alışmışlar ki kara misafirleri gelmeden kapıyı sürgülemezler olmuş.

İlkbahar gelip her yer yeşerince ayı bir sabah Pamuk'a, "Artık gitmem gerek, bütün yaz boyunca geri gelemem," demiş. "Nereye gidiyorsun sevgili ayı?" diye sormuş Pamuk. "Ormana gidip hazinelerimi kötü cücelerden korumalıyım. Kışın toprak donunca onlar yerin altında kalırlar, toprağı delip çıkamazlar. Ama şimdi güneş toprağı ısıttı; delip çıkacaklar, ortalığı arayıp tarayacaklar, çalacaklar. Bir kez ellerine geçen ve inlerine götürülen şey kolay kolay gün ışığına çıkmaz." Pamuk vedalaşmaktan çok üzülmüş. Kapıyı açınca ayı aceleyle çıkmış ve kapının mandalına takılıp postunun bir parçası yırtılmış. Pamuk orada altın parladığını görür gibi olmuş ama emin olamamış. Ayı hızla koşup ağaçların arasında kaybolmuş.

Bir süre sonra anne kızları ormana çalı çırpı toplamaya göndermiş. Orada devrilmiş büyük bir ağaç görmüşler; gövdenin yanında, çimenlerin arasında bir şey zıplayıp duruyormuş. Yaklaşınca kar beyazı, bir arşın uzunluğunda sakallı, yaşlı, buruşuk yüzlü bir cüce görmüşler. Sakalının ucu ağacın bir yarığına sıkışmış, küçük adam ip bağlı bir köpek yavrusu gibi oraya buraya zıplıyormuş. Kızlara ateş saçan gözlerle bakıp bağırmış: "Ne duruyorsunuz orada? Gelip bana yardım edemez misiniz?"

Kızlar elinden geleni yapmışlar ama sakalı çekip çıkaramamışlar. "Gidip insanları çağırayım," demiş Gül. "Aptal kaz kafalı!" diye hırlamış cüce, "Kim çağırsın insanları? Siz ikiniz bile bana fazlasınız! Daha iyi bir fikriniz yok mu?" Pamuk, "Sabırsızlanma, ben bir çare bulurum," demiş, cebinden küçük makasını çıkarıp sakalın ucunu kesmiş. Cüce kurtulur kurtulmaz ağacın köklerinin arasındaki altın dolu çuvalını kapmış, homurdanarak omzuna atmış: "Kaba insanlar! Güzel sakalımın bir parçasını kestiniz! Şeytan sizi alsın!" Ve bir kez bile dönüp bakmadan gitmiş.

Bir başka gün Pamuk ile Gül balık tutmak istemişler. Derenin kenarına varınca suya atlamak üzere olan büyük bir çekirgeye benzer bir şey görmüşler. Yaklaşınca bunun cüce olduğunu anlamışlar. "Nereye gidiyorsun? Suya mı atlayacaksın?" diye sormuş Gül. "O kadar aptal değilim," diye bağırmış cüce, "görmüyor musunuz, lanetli balık beni içeri çekmek istiyor!" Küçük adam orada oltasıyla balık tutarken rüzgâr sakalını oltanın ipine dolamış; büyük bir balık oltaya takılınca cüce onu çekecek gücü bulamamış ve balık cüceyi suya doğru çekiyormuş. Kızlar tam zamanında yetişip onu tutmuşlar ama sakalı ipten kurtaramamışlar. Pamuk yine makasını çıkarıp sakalın bir parçasını daha kesmiş. Cüce bağırmış: "Bu yaptığınız âdet mi, yüzümü çirkinleştirmek? Bir de en güzel parçasını kestiniz!" Sazların arasındaki inci dolu çuvalını alıp tek söz söylemeden bir taşın arkasında kaybolmuş.

Çok geçmeden anne kızları kasabaya iplik, iğne, kurdele almaya göndermiş. Yol bir kırlıktan geçiyormuş. Gökyüzünde büyük bir kuşun dolaştığını, yavaşça alçaldığını ve sonunda bir kayanın yanına indiğini görmüşler. Hemen ardından bir çığlık duymuşlar. Koşmuşlar ve kartalın tanıdık cüceyi yakaladığını, onu kaçırmak üzere olduğunu görmüşler. İyi kalpli kızlar hemen cüceyi tutmuşlar ve kartalla öyle uzun boğuşmuşlar ki kartal sonunda avını bırakmış. Cüce korkusunu atınca yine cırtlak sesiyle bağırmış: "Bana daha dikkatli davranamaz mıydınız? İnce ceketimi delik deşik ettiniz, sakar şeyler!" Sonra değerli taş dolu bir çuvalı alıp kayaların arasındaki inine süzülmüş. Kızlar onun nankörlüğüne alışmışlar ve yollarına devam etmişler.

Dönüşte aynı kırlıktan geçerken cüceyi, temiz bir yere değerli taşlarını boşaltmış, geç saatte kimse gelmez diye düşünüp onları sayarken bulmuşlar. Akşam güneşi parlayan taşlara vuruyor, taşlar öyle güzel ışıldıyormuş ki kızlar durup bakakalmışlar. "Ne ağzınızı açmış duruyorsunuz?" diye bağırmış cüce, kül gibi yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuş. Daha da küfredecekken yüksek bir homurtu duyulmuş ve ormandan kara bir ayı fırlamış. Cüce korkuyla sıçramış ama inine kaçamamış, ayı çok yakınmış. Cüce korku içinde bağırmış: "Sevgili ayı efendi, beni bağışlayın, size bütün hazinelerimi veririm! Bakın, şu güzel taşlar! Beni bırakın. Benim gibi küçük, zayıf birinden ne çıkar? Dişlerinizin arasında bile hissetmezsiniz. İşte şu iki kötü kızı alın, onlar sizin için güzel lokmalar."

Ayı onun sözlerine aldırış etmemiş ve bu kötü yaratığa patisiyle tek bir darbe indirmiş; cüce bir daha kıpırdamamış. Kızlar kaçmışlar ama ayı arkalarından seslenmiş: "Pamuk, Gül, korkmayın, bekleyin, ben de sizinle geleyim." Kızlar sesi tanımışlar ve durmuşlar. Ayı yanlarına gelince birden ayı postu üstünden düşmüş ve karşılarında baştan aşağı altınlar giymiş, yakışıklı bir adam durmuş. "Ben bir kralın oğluyum," demiş. "Bu kötü cüce hazinelerimi çalmış ve beni ormanda vahşi bir ayı olarak dolaşmaya mahkûm etmişti. Ancak onun ölümü beni kurtarabilirdi. Şimdi hak ettiği cezayı buldu."

Pamuk prensle, Gül de prensin kardeşiyle evlenmiş. Cücenin inine topladığı büyük hazineleri paylaşmışlar. Yaşlı anne de uzun yıllar çocuklarının yanında huzur ve mutluluk içinde yaşamış. İki gül ağacını da yanında götürmüş. Ağaçlar sarayın penceresinin önünde dururmuş ve her yıl en güzel beyaz ve kırmızı gülleri açarmış.

Masal burada bitti. İyi uykular.

Başka bir masal

Pamuk ile Gül, Grimm Kardeşler kaynaklı bir çocuk masalıdır; 5-10 yaş çocuklar için uygundur ve yaklaşık 9 dakikada okunur. Masal Merkezi'nde bu masalı ücretsiz okuyabilir, arka planda ninni ya da doğa sesi açabilir, favorilerinize ekleyebilirsiniz. Benzer masallar için Grimm Masalları kategorisine göz atın.

Üye ol, favorilerin ve okudukların her cihazda seninle gelsin.