İçeriğe geç
Masal Merkezi
Gül Güzeli
Görseller semboliktir
Anadolu halk masalı

Gül Güzeli

Ağladıkça inci döken, güldükçe gül açtıran, yürüdükçe ardında çimen biten Gül Güzeli, kıskanç saray kadınının hilesine uğrar ama sonunda şehzadesine kavuşur.

9 dakika 6-11 yaş 1 okunma
Read this tale in English
Okuma

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken, fare berber iken, guguk kuşu terzi iken, eşek ayak işlerine koşarken, kaplumbağa ekmek pişirirken, ben on beş yaşındayken ama babam beşiğimi sallarken, o eski mi eski zamanlarda üç kızı olan bir padişah varmış. Büyük kız kırk, ortanca kız otuz, küçük kız da yirmi yaşındaymış.

Bir gün küçük kız babasına bir mektup yazmış: "Padişah babacığım! Büyük ablam kırk, ortanca ablam otuz yaşına geldi, sen hâlâ onları evlendirmedin. Ben de koca beklerken saçlarımın ağarmasını istemem." Padişah mektubu okumuş, üç kızını çağırmış ve demiş ki: "Bakın kızlarım! Her biriniz bir yay alıp birer ok atsın. Ok kimin kapısına düşerse onunla evlenin."

Büyük kızın oku vezirin oğlunun sarayına düşmüş, onu vezirin oğluna vermişler. Ortanca kızın oku şeyhülislamın oğlunun konağına düşmüş, onu da ona vermişler. Küçük kız da okunu atmış; ok gitmiş, yoksul bir rençperin kulübesine saplanmış. "Olmaz, olmaz!" demiş herkes. Kız bir daha atmış, ok yine o kulübeye saplanmış. Üçüncü kez atmış, üçüncü kez de ok yoksul delikanlının kulübesine düşmüş.

Padişah öfkelenmiş: "Ablaların sabırla bekledi, gönüllerine göre eş buldular. Sen en küçükleri olduğun halde bana o küstah mektubu yazdın. İşte payına düşen budur. Git kocanın yanına; o sana ne verirse onunla yetin!" Zavallı kız rençperin kulübesine gitmiş ve onunla evlenmiş. Kulübe yoksulmuş ama delikanlı iyi kalpliymiş; ikisi birbirini sevmiş.

Bir süre sonra kız bir çocuk beklemeye başlamış. Doğum vakti gelince kocası ebe aramaya koşmuş. Kocası yokken kızın ne yatacak bir yatağı ne ısınacak bir ateşi varmış, üstelik dışarıda kıran kıran bir kış varmış. Birden kulübenin duvarları iki yana açılmış ve içeri peri soyundan üç güzel kız girmiş. Biri başucunda, biri ayakucunda, biri de yanında durmuş. Göz açıp kapayıncaya kadar kulübe pırıl pırıl olmuş, kız yumuşacık bir döşekte yatar olmuş ve yanında küçücük, güzel bir kız bebek belirmiş.

Peri kızları gitmeden önce birer birer bebeğin başına gelmişler. Birincisi, "Adı Gül olsun, ağladıkça gözünden yaş yerine inci dökülsün," demiş. İkincisi, "Adı Gül olsun, güldükçe güller açsın," demiş. Üçüncüsü, "Adı Gül olsun, bastığı yerde yemyeşil çimenler bitsin," demiş. Sonra üçü de kaybolmuşlar.

Kocası bütün gün ebe aramış ama bulamamış. Eve dönünce kulübeyi pırıl pırıl, karısını da güzel bir döşekte yatarken bulmuş. Karısı ona üç peri kızını anlatınca şaşkınlıktan dili tutulmuş. Küçük kız saatten saate, günden güne güzelleşmiş; dünyada bir eşi yokmuş. Ağladığında gözünden inciler dökülüyor, güldüğünde güller açıyor, yürüdüğünde ardında yeşil bir çimen yolu uzanıyormuş. Gül Güzeli'nin ünü dilden dile yayılmış.

Sonunda o ülkenin padişahı da kızı duymuş ve oğluna ondan başka eş olmayacağına karar vermiş. Oğlunu çağırıp kızı anlatmış. Peri kızları şehzadeye çoktan beri rüyalarında Gül Güzeli'ni gösteriyorlarmış ve şehzadenin yüreğinde tatlı bir aşk ateşi yanıyormuş. Padişah sarayın baş kadınını rençperin kulübesine göndermiş, kızı Allah'ın emriyle şehzadeye istemiş. Yoksul aile bu talihe çok sevinmiş ve düğün hazırlığına başlamış.

Ama saray kadınının da güzel bir kızı varmış; Gül Güzeli'ne biraz benziyormuş. Kadın şehzadenin yoksul bir rençperin kızıyla evlenmesine çok içerlemiş ve onun yerine kendi kızını geçirmeye karar vermiş. Bu kadın biraz da büyü bilirmiş. Düğün günü Gül Güzeli'ne bol tuzlu yemekler yedirmiş, sonra yanına bir testi su ve büyük bir sepet almış, Gül'ü ve kendi kızını gelin arabasına bindirip saraya doğru yola çıkmış.

Yol uzunmuş. Gül Güzeli susamış ve su istemiş. "Bana gözlerinden birinin ışığını verirsen su veririm," demiş kadın. Zavallı kız susuzluktan ölecekmiş; razı olmuş. Kadın bir büyü okumuş ve kızın bir gözünün ışığını küçük bir boncuğa hapsetmiş. Biraz sonra kız yine susamış. Kadın bu kez öbür gözünün ışığını istemiş, kız onu da vermiş. Kadın iki boncuğu cebine koymuş, artık göremeyen kızı büyük sepete koyup bir dağın tepesine bırakmış. Gelinliği de kendi kızına giydirip şehzadeye götürmüş: "İşte gelinin!"

Büyük bir düğün yapılmış. Gelinin duvağı açılınca şehzade karşısındakinin rüyalarındaki kız olmadığını anlamış. Ama biraz benzediği için kimseye bir şey söylememiş. Ertesi gün iyice anlamış ki rüyasındaki kız ağladıkça inci döker, güldükçe gül açtırır, yürüdükçe ardında çimen bitirirmiş; bu kızda ne inci varmış ne gül ne çimen. "Burada bir hile var," demiş içinden ama yine kimseye bir şey söylememiş.

Bu sırada zavallı Gül, dağın tepesinde ağlıyormuş. Öyle çok ağlamış ki gözünden dökülen inciler sepete sığmaz olmuş. O sırada oradan çamur taşıyan yaşlı bir arabacı geçiyormuş. Ağlama sesini duyunca korkmuş: "Kimsin sen? Cin misin, peri misin?" Kız, "Ne cinim ne periyim, ben de bir insanoğluyum," demiş. Yaşlı adam cesaretlenip sepeti açmış ve içinde göremeyen bir kızın ağladığını, gözyaşlarının inci olup döküldüğünü görmüş. Kızı elinden tutup kulübesine götürmüş. Yaşlı adamın kimsesi yokmuş; kızı kendi evladı gibi bağrına basmış. Para gerektiğinde kızın incilerinden birini satar, onunla geçinirlermiş.

Günler geçmiş. Bir gün Gül kulübede otururken bir şeye gülümsemiş ve hemen bir gül açmış. Kız yaşlı adama demiş ki: "Baba, bu gülü al, şehzadenin sarayının önüne git ve 'Dünyada eşi bulunmaz gül satıyorum!' diye bağır. Saray kadını çıkarsa gülü paraya verme; bir göz ışığına veririm de."

Yaşlı adam gülü alıp sarayın önünde bağırmaya başlamış. Gül mevsimi değilmiş. Saray kadını sesi duyunca, "Bunu kızımın saçına takarım, şehzade de onu gerçek gelini sanır," diye düşünmüş. Adamı çağırıp gülün fiyatını sormuş. "Paraya satmam," demiş adam, "ama bir göz ışığına veririm." Kadın cebinden boncuklardan birini çıkarıp vermiş. Gülü kızının saçına örmüş. Şehzade gülü görünce rüyalarındaki kızı hatırlamış, ama yine bir şey dememiş; gerçeğe yaklaştığını hissediyormuş.

Yaşlı adam boncuğu Gül'e getirmiş. Gül boncuğu gözüne değdirmiş, Allah'a dua etmiş ve o gözü görmeye başlamış. Kız öyle sevinmiş ki gülümsemiş ve bir gül daha açmış. Yaşlı adam bu gülü de sarayın önüne götürmüş. Kadın, "Tam vaktinde geldi, şehzade kızımı sevmeye başladı, bu gülü de alırsam ötekini büsbütün unutur," diye düşünmüş ve ikinci boncuğu da vermiş. Gül ikinci gözünü de açınca bütün gün gülmüş, çevresi baştan başa güllerle dolmuş. Eskisinden de güzel olmuş.

Bir gün Gül Güzeli gezmeye çıkmış. Güldükçe çevresinde güller açıyor, ayaklarının altında yeşil çimenler bitiyormuş. Saray kadını onu görünce korkudan titremiş: "Bu iş ortaya çıkarsa halim nice olur?" Hemen yaşlı arabacının kulübesine gitmiş ve adama, "Evinde bir cadı besliyorsun!" diyerek onu korkutmuş. "Önce onun tılsımını öğren, gerisini bana bırak."

Saf adam korkmuş ve akşam Gül'e, "Kızım, sen bir insanoğlusun, bu güç sende nereden?" diye sormuş. Gül hiçbir kötülük düşünmeden anlatmış: "Tılsımımı üç peri kızından aldım. Tılsımım yaşadıkça inci de gül de çimen de benimle olacak. Tılsımım tepedeki küçük bir geyik yavrusu. Ona bir şey olursa ben de derin bir uykuya dalarım."

Ertesi gün kadın gelmiş, her şeyi öğrenmiş ve sevinçle saraya dönmüş. Kızına, "Kocana söyle, sana tepedeki geyik yavrusunu getirsin," demiş. Sahte gelin şehzadeye yalvarmış; şehzadenin adamları da yavruyu yakalayıp saraya getirmişler ve onu karanlık bir ahıra kapatmışlar. Yavru tepesinden ayrıldığı anda Gül Güzeli derin, ölüm gibi bir uykuya dalmış. Yaşlı adam onu uyandıramamış; ağlaya ağlaya onu çiçeklerle dolu bir türbeye yatırmış.

Geyik yavrusunun boynunda küçük, kırmızı bir mercan boncuk varmış; kimse fark etmemiş. Yavruyu ahıra götürürlerken boncuk düşmüş ve sarayın merdivenlerinden aşağı yuvarlanmış, sanki saklanmak istiyormuş. Şehzade o günlerde hiç uyuyamıyormuş. Bir gece rüyasında Gül Güzeli ona görünmüş ve demiş ki: "Ey şehzadem, ey nişanlım! Canım sarayının merdivenlerinin altında, bedenim türbede uyuyor. Tılsımım küçük mercan boncuktur."

Şehzade uyanır uyanmaz merdivenlere koşmuş, aramış taramış ve küçük mercan boncuğu bulmuş. Hemen geyik yavrusunu ahırdan çıkartıp tepesine geri götürmüş. Sonra boncuğu alıp türbeye koşmuş. Türbenin kapısında üç peri kızı onu bekliyormuş. "Boncuğu onun avucuna koy," demişler. Şehzade boncuğu Gül'ün avucuna koyar koymaz Gül derin uykusundan uyanmış, gözlerini açmış ve gülümsemiş. Çevresinde güller açmış, gözlerinden sevinç incileri dökülmüş.

Şehzade Gül Güzeli'ni sarayına götürmüş. Saray kadını ile kızı yaptıkları kötülüklerin hesabını vermiş ve saraydan sürülmüşler. Gül Güzeli'nin annesi olan padişah kızı, babası, o iyi kalpli rençper ve yaşlı arabacı da saraya gelmişler. Yaşlı padişah da küçük kızını bağışlamış ve torununu bağrına basmış. Kırk gün kırk gece davullar çalınmış, zurnalar ötmüş ve büyük bir düğün yapılmış. Gökten üç elma düşmüş: biri anlatana, biri dinleyene, biri de güldükçe dünyaya gül açtıran Gül Güzeli'ne.

Masal burada bitti. İyi uykular.

Başka bir masal

Gül Güzeli, Anadolu halk masalı kaynaklı bir çocuk masalıdır; 6-11 yaş çocuklar için uygundur ve yaklaşık 9 dakikada okunur. Masal Merkezi'nde bu masalı ücretsiz okuyabilir, arka planda ninni ya da doğa sesi açabilir, favorilerinize ekleyebilirsiniz. Benzer masallar için Türk Halk Masalları kategorisine göz atın.

Üye ol, favorilerin ve okudukların her cihazda seninle gelsin.