Karga Peri
Tuzağa düşürüp sonra serbest bıraktığı karga, yoksul kuşçu oğlana fildişi saray, kuşun sahibi ve peri ilacı için yol gösterir; meğer karga bir peri kızıymış.
Bir varmış bir yokmuş, zamanın biri zaman değilken bir adamın bir oğlu varmış. Adam bütün gün ormana gider, kuş yakalar, onları ilk gelene satarmış. Sonunda adam ölmüş, oğlu yapayalnız kalmış. Oğlan babasının işini bilmiyormuş ama evin içinde dolaşırken bir kuş tuzağı bulmuş. Tuzağı alıp ormana gitmiş ve bir ağaca kurmuş.
Tam o sırada bir karga ağaca konmuş ve tuzak ustaca kurulduğu için zavallı kuş yakalanmış. Oğlan ağaca tırmanmış ama kargayı eline alınca karga ona yalvarmaya başlamış: "Beni bırak, sana kendimden daha güzel, daha değerli bir şey vereceğim." Karga öyle yalvarmış ki sonunda oğlan onu serbest bırakmış. Tuzağı yeniden kurmuş ve ağacın dibine oturup beklemiş.
Biraz sonra başka bir kuş uçup gelmiş ve doğruca tuzağa düşmüş. Oğlan onu indirmek için yine ağaca tırmanmış ama kuşu görünce şaşkınlıktan donup kalmış. Ormanda böyle güzel bir şey hiç görmemiş. Tüyleri yakut gibi, zümrüt gibi parlıyormuş. Oğlan kuşa hayran hayran bakarken karga yine görünmüş ve demiş ki: "O kuşu padişaha götür, sana çok para verir."
Oğlan kuşu bir kafese koyup saraya götürmüş. Padişah o güzel kuşu görünce sevinçten yerinde duramamış ve oğlana öyle çok para vermiş ki oğlan ne yapacağını bilememiş. Kuşu altın bir kafese koymuşlar ve padişah gece gündüz ona bakıp sevinmiş.
Ama padişahın bir gözdesi varmış. Kuşu getiren oğlanın talihini çok kıskanmış ve onu nasıl ayağının altına alacağını düşünüp durmuş. Sonunda bir yol bulmuş. Bir gün padişahın yanına gidip demiş ki: "Şu kuşun fildişinden bir sarayı olsa ne kadar mutlu olurdu!" Padişah, "Öyle ama o kadar fildişini nereden bulayım?" demiş. "Kuşu getiren oğlan fildişini de bulur," demiş gözde.
Padişah kuşçu oğlanı çağırıp ona hemen kuş için bir fildişi saray yapmasını emretmiş. "Ah padişahım, o kadar fildişini ben nereden bulayım?" diye yakınmış oğlan. "Orası seni ilgilendirir," demiş padişah. "Kırk gün süren var. Kırk günde getiremezsen başını kaybedersin."
Oğlan çok üzülmüş. Hangi yoldan gideceğini düşünürken karga uçup gelmiş ve neden bu kadar üzgün olduğunu sormuş. Oğlan bir küçük kuşun başına ne büyük bir dert açtığını anlatmış. "Bunun için üzülünür mü?" demiş karga. "Git padişahtan kırk araba üzüm şırası iste." Oğlan saraya dönüp kırk araba şıra almış. Arabalarla dönerken karga yine gelmiş: "Yakında bir orman var. Ormanın kenarında kırk büyük havuz var. Dünyadaki bütün filler oraya su içmeye gelir. O havuzları sudan boşaltıp şırayla doldur. Filler tatlı şırayı içince uyuşup derin bir uykuya dalarlar. Fillerin her yıl o havuzların kenarında döktükleri eski dişler vardır; filler uyurken sen onları toplarsın, hiçbiri sana dokunmaz."
Oğlan karganın dediğini yapmış. Filler şırayı içip mışıl mışıl uyurken havuzların çevresinde yığın yığın duran eski fildişlerini toplamış, arabalarını doldurup saraya dönmüş. Padişah o kadar fildişini görünce çok sevinmiş, sarayı yaptırmış, kuşçu oğlana zengin hediyeler verip evine göndermiş.
Pırıl pırıl kuş fildişi sarayında daldan dala neşeyle sekiyormuş ama bir türlü ötmüyormuş. "Ah," demiş kötü kalpli gözde, "sahibi burada olsaydı kendiliğinden öterdi." "Sahibi kim, nerede, kim bilir?" demiş padişah üzgün üzgün. "Fildişini getiren, kuşun sahibini de getirir," demiş gözde.
Padişah kuşçu oğlanı yine çağırmış ve kuşun sahibini getirmesini emretmiş. "Onu ormanda tesadüfen yakaladım, sahibinin kim olduğunu nereden bileyim?" demiş oğlan. "Orası senin bileceğin iş," demiş padişah, "kırk gün süren var." Oğlan eve dönüp hıçkıra hıçkıra ağlamış. Karga yine uçup gelmiş: "Böyle bir şey için ağlamak ayıp. Git padişahtan büyük bir gemi iste; içinde kırk hizmetçi kız, güzel bir bahçe ve bir hamam olsun."
Gemi istediği gibi hazırlanmış. Oğlan gemiye binmiş, sağa mı sola mı gideceğini düşünürken karga gelmiş: "Gemini hep sağa doğru sür. Büyük bir dağ görene kadar dur durak bilme. O dağın eteğinde kırk peri kızı yaşar. Gemiyi görünce içini görmek isteyecekler. Ama yalnızca kraliçelerini gemiye al, çünkü kuşun sahibi odur."
Oğlan dümeni hep sağa kırmış ve dağa varana kadar hiç durmamış. Kırk peri kızı deniz kıyısında geziniyormuş. Gemiyi görünce o güzel şeyi görmek için hep birden koşmuşlar. Perilerin kraliçesi oğlana gemiyi, özellikle içini gösterip göstermeyeceğini sormuş. Oğlan onu küçük bir sandalla gemiye getirmiş. Peri Kraliçesi gemiye bayılmış, hizmetçi kızlarla bahçede gezinmiş, hamamı görünce de, "Madem bu kadar geldim, bir de yıkanayım," demiş. Kraliçe hamamdayken gemi açılmış.
Peri Kraliçesi hamamdan çıkıp güverteye geldiğinde çevresinde denizden başka bir şey görememiş. Ağlamaya başlamış: "Nereye gidiyorum? Kimin eline düşeceğim?" Oğlan onu teselli etmiş: "Korkma, kimse sana kötülük etmeyecek. Senin güzel kuşun bir padişahın sarayında seni bekliyor ve sen gelmezsen hiç ötmüyor. İstersen kuşunu gör, sonra istersen geri dönersin." Peri Kraliçesi kuşunu çok özlediği için biraz yatışmış.
Şehre varınca padişaha geminin döndüğünü haber vermişler. Peri Kraliçesi saraya getirilmiş ve fildişi sarayın önünden geçerken kuş öyle güzel ötmeye başlamış ki duyan herkes sevinçten kendinden geçmiş. Peri Kraliçesi de kuşunu görünce gülümsemiş. Padişah ona öyle hayran olmuş ki bir an bile onsuz duramaz olmuş; Peri Kraliçesi de padişahın iyi kalbini görüp onunla evlenmeye razı olmuş. Düğün yapılmış; sağında güzel Peri, solunda pırıl pırıl kuş, dünyada padişahtan mutlu bir adam yokmuş.
Ama kıskançlık zehri kötü gözdenin içini kemiriyormuş. Bir gün kraliçe birden hastalanıp yatağa düşmüş. Her ilaç denenmiş, hiçbiri işe yaramamış. Bilgeler kraliçeyi ancak kendi peri sarayında bıraktığı ilacın iyileştirebileceğini söylemişler. Kötü gözdenin aklıyla yine kuşçu oğlan çağrılmış ve ilacı getirmesi emredilmiş.
İyi yürekli oğlan yine gemiye binmiş. Tam yola çıkacakken karga gelip nereye gittiğini sormuş. Oğlan anlatmış. "Öyleyse git," demiş karga. "Sarayı bir dağın arkasında bulacaksın. Kapıda iki aslan bekler. Şu tüyü al, onların ağzına dokundur, sana bir pençe bile kaldırmazlar." Oğlan tüyü alıp dağa varmış, aslanların ağzına dokundurmuş; aslanlar iki yana uzanıp onu içeri bırakmışlar. Saraydaki periler oğlanı görünce kraliçelerinin hasta olduğunu hemen anlamışlar ve ilacı vermişler.
Oğlan saraya döner dönmez ilacı alıp kraliçenin odasına girmiş. Tam o anda karga omzuna konmuş. Kraliçe ölümün eşiğindeymiş ama ilacı tadar tatmaz bir anda hayata dönmüş. Gözlerini açmış, kuşçu oğlana bakmış, omzundaki kargayı görünce ona seslenmiş: "Ey benim yaramaz hizmetçim! Bu iyi delikanlının benim için çektiklerine acımadın mı?" Sonra padişaha anlatmış: "Bu karga benim hizmetçimdi. Bir zaman işini savsakladığı için onu kargaya çevirmiştim. Ama şimdi onu bağışlıyorum, çünkü bana hep iyilik düşündüğünü gördüm."
Bu sözler üzerine karga tir tir titremiş ve birden kuşçu oğlanın önünde öyle güzel bir kız belirmiş ki Peri Kraliçesi'nden pek farkı yokmuş. Kraliçenin isteğiyle padişah kuşçu oğlanı Karga Peri ile evlendirmiş. Kötü kalpli gözde saraydan kovulmuş, kuşçu oğlan da onun yerine vezir olmuş. Mutlulukları ömürlerinin sonuna kadar sürmüş. Gökten üç elma düşmüş: biri anlatana, biri dinleyene, biri de bir kargayı serbest bırakarak talihini bulan kuşçu oğlana.
Masal burada bitti. İyi uykular.
Karga Peri, Anadolu halk masalı kaynaklı bir çocuk masalıdır; 6-11 yaş çocuklar için uygundur ve yaklaşık 8 dakikada okunur. Masal Merkezi'nde bu masalı ücretsiz okuyabilir, arka planda ninni ya da doğa sesi açabilir, favorilerinize ekleyebilirsiniz. Benzer masallar için Türk Halk Masalları kategorisine göz atın.
Üye ol, favorilerin ve okudukların her cihazda seninle gelsin.
