İçeriğe geç
Masal Merkezi
Keloğlan ile Cimri Komşu
Görseller semboliktir
Keloğlan masalı

Keloğlan ile Cimri Komşu

Keloğlan'a bir tas çorbayı çok gören cimri komşu, Keloğlan'ın "taş çorbası" ile cömertliği öğrenir.

4 dakika 4-9 yaş 1 okunma
Read this tale in English
Okuma

Bir varmış bir yokmuş, Keloğlan bir gün uzak bir köye iş aramaya gitmiş. Akşam olunca köyün kıyısındaki bir eve kapıyı çalmış. Kapıyı köyün en cimri kadını Zübeyde Hanım açmış. "Ne istiyorsun?" Keloğlan, "Teyze, yolcuyum, karnım aç. Bir tas çorban var mı?" diye sormuş. Zübeyde Hanım kaşlarını çatmış: "Bende çorba yok, ekmek yok, hiçbir şey yok. Git başka kapıya."

Keloğlan kapıyı kapatmasına fırsat vermeden gülümsemiş: "Zararı yok teyze. Ben size taş çorbası pişireyim. Hem karnımız doyar hem bedava." Zübeyde Hanım merak etmiş: "Taş çorbası mı? O ne?" Keloğlan yerden pürüzsüz, yuvarlak bir taş almış, yıkamış: "Bana sadece bir kazan su ver, bir de ocağı yak."

Zübeyde Hanım bedava çorba hevesiyle kazanı ocağa koymuş, suyu doldurmuş. Keloğlan taşı kazana atmış, tahta kaşıkla karıştırmaya başlamış. Bir koklamış, bir tatmış: "Hmm, güzel oluyor. Ama bir tutam tuz olsa daha güzel olurdu." Zübeyde Hanım, "Tuz var," deyip bir tutam tuz getirmiş.

Keloğlan karıştırmaya devam etmiş: "Çok güzel kokuyor. Benim anam bu çorbaya bir soğan da atardı ama soğansız da olur." Zübeyde Hanım, "Soğanım var," deyip bir soğan getirmiş, doğramış, kazana atmış. Keloğlan yine tatmış: "Bir havuç olsa rengi de güzelleşirdi." Kadın bodrumdan havuç getirmiş.

Böyle böyle kazana patates, bir avuç mercimek, biraz tereyağı, bir tutam nane girmiş. Zübeyde Hanım her seferinde bir şey daha getirmiş; bir de bakmış ki ambarındaki yiyecekleri hiç farkında olmadan kazana taşıyor. Ama hiç rahatsız olmamış, aksine çok heyecanlanmış. "Taş çorbası nasıl bir şey acaba?" diye merakla kazanın başında bekliyormuş.

Çorba piştiğinde mutfağı öyle güzel bir koku sarmış ki komşular kapıya birikmiş. "Zübeyde Hanım, bu koku ne?" Zübeyde Hanım ilk kez gülümsemiş: "Taş çorbası! Gelin, siz de için." Komşular ellerinde kaselerle içeri girmiş, ama kimse eli boş gelmemiş; biri ekmek getirmiş, biri peynir, biri de bir tepsi helva.

O akşam Zübeyde Hanım'ın evi yıllardır görmediği kadar kalabalık ve neşeli olmuş. Herkes çorbayı övmüş, sohbet etmiş, gülüşmüş. Gece sonunda Zübeyde Hanım Keloğlan'a sormuş: "Evlat, bu taşı bana satar mısın? Bu kadar güzel çorba pişiren taş benim de olsun."

Keloğlan taşı kazandan çıkarıp kadının avucuna koymuş: "Teyze, bu taşı sana parasız veriyorum. Ama sırrını da söyleyeyim: Taşın hiçbir sihri yok. Çorbayı güzel yapan, senin paylaştığın tuz, soğan, havuç, tereyağı. Bir de komşularının getirdiği ekmek. Paylaşınca sofra bereketlenir."

Zübeyde Hanım taşı ocağın üstüne koymuş. O günden sonra kapısını çalan her yolcuya bir tas çorba vermiş. Her ay da komşularını çağırıp taş çorbası pişirmiş. Köyde ona artık "cimri" değil, "Çorbacı Zübeyde Nine" demeye başlamışlar.

Gökten üç elma düşmüş: biri anlatana, biri dinleyene, biri de taşla bütün köyü bir sofraya toplayan Keloğlan'a.

Masal burada bitti. İyi uykular.

Başka bir masal

Keloğlan ile Cimri Komşu, Keloğlan masalı kaynaklı bir çocuk masalıdır; 4-9 yaş çocuklar için uygundur ve yaklaşık 4 dakikada okunur. Masal Merkezi'nde bu masalı ücretsiz okuyabilir, arka planda ninni ya da doğa sesi açabilir, favorilerinize ekleyebilirsiniz. Benzer masallar için Türk Halk Masalları kategorisine göz atın.

Üye ol, favorilerin ve okudukların her cihazda seninle gelsin.