Keloğlan ile Padişahın Kızı
Padişahın kızı kırk soru sorar; Keloğlan yolda yaptığı iyiliklerin de yardımıyla bütün sınavları geçer.
Evvel zaman içinde, uzak bir ülkede, aklı ile ünlü bir padişah kızı varmış. Kız hem güzel hem bilgiliymiş; okumadığı kitap, çözmediği bilmece kalmamış. Babası onu evlendirmek istediğinde kız bir şart koymuş: "Kırk soru soracağım. Kim kırk soruya kırk doğru cevap verirse onunla evlenirim."
Padişah tellallar çıkarmış. Dört bir yandan beyler, şehzadeler, bilginler gelmiş. Kimi on soruya kadar dayanmış, kimi yirmiye, ama hiçbiri kırkı tamamlayamamış. Saray kapısının önü utanıp dönen damat adaylarıyla dolup boşalmış.
Bu haber bir köyde yaşayan Keloğlan'ın da kulağına gelmiş. Keloğlan anasına, "Ana, ben de gideyim," demiş. Anası gülmüş: "Oğul, şehzadeler bilemedi, sen nasıl bileceksin?" Keloğlan, "Bilmezsem öğrenirim ana. Yol da bir okuldur," deyip heybesine bir somun ekmek, bir parça peynir koymuş, yola düşmüş.
Yolda önce bir dereye varmış. Dere kenarında yaşlı bir adam suyun karşısına geçemiyormuş. Keloğlan onu sırtına alıp karşıya geçirmiş. Yaşlı adam, "Sağ ol evlat, sana bir söz vereyim: Her sorunun cevabı sorunun içindedir," demiş. Biraz daha gitmiş, bir karınca yuvası görmüş; yolun ortasındaymış, kervanlar ezecekmiş. Keloğlan karıncaları bir kabuğa doldurup tarlanın kıyısına taşımış. En sonunda bir çeşmeye varmış; çeşmenin oluğu tıkanmış, kuşlar su içemiyormuş. Keloğlan oluğu açmış, kuşlar sevinçle cıvıldaşmış.
Saraya varınca muhafızlar onu görüp gülmüşler: "Şehzadeler geldi geçti, bir kel oğlan mı eksikti?" Ama şart şartmış, içeri almışlar. Padişah kızı perdenin arkasından sormaya başlamış.
"Dünyanın en hızlı şeyi nedir?" Keloğlan, "Göz açıp kapayıncaya kadar her yere giden düşüncedir," demiş. "En tatlı şey nedir?" "Yorgun bir insanın uykusudur." "Ağzı olmayan ama konuşan nedir?" "Kitaptır." "Ayakları olmayan ama koşan nedir?" "Dere." Sorular birbirini kovalamış. Keloğlan yaşlı adamın sözünü hatırlamış; her sorunun içinde bir ipucu aramış, bulmuş.
Otuz dokuz soru böyle geçmiş. Saray halkı soluğunu tutmuş. Kız kırkıncı soruyu sormuş: "Benim şimdi aklımdan geçen ne?" Bütün saray susmuş. Bu soru, en akıllı şehzadeleri bile yenmiş olan soruymuş; çünkü kız her seferinde aklından başka bir şey geçiriyormuş.
Keloğlan biraz düşünmüş, sonra gülümsemiş: "Sultanım, sizin aklınızdan şu geçiyor: Bu kel oğlan kırkıncı soruyu bilemeyecek. Eğer doğruysa cevabım doğrudur. Eğer yanlışsa, ben bilemedim demektir; o zaman da aklınızdan geçen doğru çıkar."
Kız perdenin arkasından çıkmış, kahkahalarla gülmüş. Saray şaşırıp kalmış. "Kırk sorunun cevabını tek cümleyle yendin," demiş kız. Ama padişahın veziri itiraz etmiş: "Bu kel oğlan saraya layık değil! Bir şart daha olsun: Gece bahçeye bir çuval darı ile bir çuval pirinci karıştıralım, sabaha kadar ayıklasın."
Keloğlan gece bahçede oturup çuvalın başında düşünürken bir de bakmış, binlerce karınca sıra sıra gelmiş. Kurtardığı karıncalar! Sabaha kadar darıyı bir yana, pirinci bir yana taşımışlar. Vezir bu sefer, "Bir şart daha! Kırk testi suyu güneş doğmadan saraya getirsin," demiş. Keloğlan çeşmenin başına vardığında kuşlar gelmiş; her biri gagasıyla, kanadıyla testileri taşımaya yardım etmiş.
Padişah artık bir şey diyememiş. "Bunca iyiliği yapan elin sahibi, kızıma da iyilik eder," demiş. Kırk gün kırk gece düğün yapılmış. Keloğlan anasını da saraya getirmiş. Anası her sabah sarayın penceresinden köyüne bakar, "Oğlum bilmezsem öğrenirim demişti, öğrendi de," diye gülümsermiş.
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.
Masal burada bitti. İyi uykular.
Keloğlan ile Padişahın Kızı, Keloğlan masalı kaynaklı bir çocuk masalıdır; 4-9 yaş çocuklar için uygundur ve yaklaşık 4 dakikada okunur. Masal Merkezi'nde bu masalı ücretsiz okuyabilir, arka planda ninni ya da doğa sesi açabilir, favorilerinize ekleyebilirsiniz. Benzer masallar için Türk Halk Masalları kategorisine göz atın.
Üye ol, favorilerin ve okudukların her cihazda seninle gelsin.


