İçeriğe geç
Masal Merkezi
Kırk Şehzade ve Yedi Başlı Ejderha
Görseller semboliktir
Anadolu halk masalı

Kırk Şehzade ve Yedi Başlı Ejderha

Kırk kız kardeşe eş arayan kırk şehzadenin en küçüğü, babasının uyarılarını dinlemeyen ağabeylerini üç yedi başlı ejderhaya karşı korur.

10 dakika 7-12 yaş 2 okunma
Read this tale in English
Okuma

Evvel zaman içinde bir padişah varmış, bu padişahın kırk oğlu varmış. Bütün gün ormanlarda gezer, kuş avlar, av peşinde koşarlarmış. En küçükleri on dört yaşına gelince babaları onları evlendirmek istemiş. Hepsini çağırıp dileğini söylemiş. Kırk kardeş, "Evleniriz," demişler, "ama ancak anası bir, babası bir kırk kız kardeş bulursak."

Padişah bütün ülkeyi aratmış. Otuz dokuz kız kardeşi olan aileler bulmuş ama kırk kız kardeşi olan bir aile bir türlü bulamamış. "Kırkıncınız başka bir kızla evlensin," demiş padişah. Ama kırk kardeş buna razı olmamışlar ve başka ülkelerde aramak için izin istemişler. Padişah ne yapsın, izin vermiş. Ama gitmeden önce onları yanına çağırıp şöyle demiş:

"Size üç söz söyleyeceğim, aklınızdan çıkarmayın. Yolculuğunuzda büyük bir pınara varırsanız, sakın onun yanında gecelemeyin. Pınarın ötesinde bir kervansaray var; orada da kalmayın. Kervansarayın ötesinde uçsuz bucaksız bir çöl var; orada da bir an bile dinlenmeyin." Oğulları babalarının sözlerini tutacaklarına söz vermişler ve yükte hafif pahada ağır eşyalarıyla atlarına binip yola çıkmışlar.

Gitmişler, gitmişler; akşam olunca büyük pınar karşılarına çıkmış. Büyük kardeşler, "Bir adım daha atmayız," demişler. "Yorgunuz, gece de bastırdı. Kırk yiğit neden korksun?" Atlarından inmişler, akşam yemeklerini yemişler ve uykuya dalmışlar. Yalnızca on dört yaşındaki en küçük kardeş uyanık kalmış.

Gece yarısına doğru tuhaf bir gürültü duymuş. Silahını kapıp sesin geldiği yere dönmüş ve karşısında yedi başlı bir ejderha görmüş. Birbirlerinin üstüne atılmışlar. Ejderha üç kez şehzadenin üstüne saldırmış ama ona bir şey yapamamış. "Şimdi sıra bende," diye bağırmış şehzade ve ejderhaya öyle bir vurmuş ki yedi başından altısı yere düşmüş. "Bir daha vur," diye inlemiş ejderha. "Vurmam," demiş şehzade, "ben de dünyaya bir kez geldim." Ejderha olduğu yere yığılmış, ama kalan son başı yuvarlanmış, yuvarlanmış ve bir kuyunun ağzında durmuş. "Canımı bu kuyudan kim çıkarırsa hazinem de onun olsun," demiş ve kuyuya atlamış.

Şehzade bir ip almış, bir ucunu bir kayaya bağlamış, öbür ucundan tutup kuyuya inmiş. Kuyunun dibinde demir bir kapı bulmuş. Kapıyı açıp geçmiş ve karşısında öyle bir saray görmüş ki babasının sarayı onun yanında bir kulübe kalırmış. Sarayda kırk oda varmış ve her odada nakış gergefinin başında bir kız oturuyormuş; arkalarında da büyük hazineler duruyormuş. "İnsan mısın, cin misin?" diye bağırmış korkmuş kızlar. "İnsanım, insanoğluyum," demiş şehzade. "Yedi başlı bir ejderhayı yendim ve yuvarlanan başının peşinden buraya geldim."

Kırk kız bu sözleri duyunca nasıl sevinmişler! Şehzadeye sarılmışlar, onları orada bırakmaması için yalvarmışlar. Anaları bir babaları bir kırk kız kardeşmişler. Ejderha onları anne babalarının yanından kaçırmış ve dünyada sığınacak kimseleri kalmamış. "Biz de kırk kardeşiz," demiş şehzade, "ve kırk kız arıyoruz." Önce ağabeylerinin yanına çıkacağını, sonra onları almaya geleceğini söylemiş. Kuyudan çıkmış, pınarın yanına uzanıp uyumuş.

Sabah erkenden kırk kardeş kalkmış ve kuyuyla kendilerini korkutmaya çalışan babalarına gülmüşler. Yine yola çıkmışlar, gitmişler, gitmişler; akşam olunca karşılarına bir kervansaray çıkmış. "Bir adım daha atmayız," demiş büyükler. En küçük kardeş babalarının sözünü hatırlatmış ama ona da gülmüşler. Yemişler, içmişler ve uyumuşlar. Yine yalnızca en küçük kardeş uyanık kalmış.

Gece yarısı yine bir gürültü duymuş. Karşısına öncekinden de büyük yedi başlı bir ejderha çıkmış. Ejderha saldırmış ama onu yenememiş; şehzade bir kez vurmuş ve ejderhanın altı başı düşmüş. Ejderha bir kez daha vurmasını istemiş ama şehzade vurmamış. Son baş bir kuyuya yuvarlanmış; şehzade peşinden inmiş ve öncekinden de büyük, daha çok hazineyle dolu bir saray bulmuş. Kuyuya bir işaret koymuş, ağabeylerinin yanına dönmüş ve büyük savaştan öyle yorulmuş ki sabah ağabeyleri onu zor uyandırmışlar.

Yine atlarına binip dağ bayır aşmışlar ve güneş batarken karşılarında uçsuz bucaksız bir çöl uzanıyormuş. Yemişler, içmişler, tam uyuyacakken öyle bir gürleme, öyle bir böğürme kopmuş ki dağlar yerinden oynamış. Şehzadeler korkudan titremişler, hele üstlerine dev gibi yedi başlı bir ejderhanın geldiğini görünce. Ejderha öfkeyle ağzından ateş saçıyor ve bağırıyormuş: "İki kardeşimi kim yendi? Getirin onu bana! Onunla da bir görüşeyim!"

En küçük kardeş ağabeylerinin korkudan ölü gibi olduğunu görmüş. Onlara iki kuyunun anahtarlarını vermiş; birinde hazine, öbüründe kırk kız varmış. "Her şeyi alıp eve götürün," demiş, "ben önce bu ejderhayı yeneyim, sonra arkanızdan gelirim." Otuz dokuz kardeş hiç vakit kaybetmeden atlarına binip dörtnala gitmişler. Bir kuyudan hazineyi, öbüründen kırk kızı çıkarmışlar ve babalarının yanına dönmüşler.

Şimdi gelelim en küçük kardeşe. Ejderhayla dövüşmüş, ejderha da onunla; ama ikisi de öbürünü yenememiş. Ejderha bu yiğidi yenemeyeceğini anlayınca, "Çin ve Maçin ülkesine gidip padişahın kızını bana getirirsen seni rahat bırakırım," demiş. Şehzade daha fazla dayanamayacağı için razı olmuş. Ejderhanın adı Çampalak'mış. Çampalak şehzadeye bir dizgin vermiş: "Her gün buraya otlamaya iyi bir at gelir. Onu yakala, başına bu dizgini tak ve seni Çin ve Maçin'e götürmesini söyle."

Biraz sonra altın yeleli bir at havadan uçarak gelmiş. Şehzade dizgini başına takar takmaz at, "Ne emredersin küçük sultanım?" demiş ve göz açıp kapayana kadar Çin ve Maçin ülkesi karşısına çıkmış. Şehzade şehre girmiş ve yaşlı bir kadının kulübesine konuk olmuş. Kahvesini yudumlarken şehirde neler konuşulduğunu sormuş. "Yedi başlı bir ejderha bizim padişahın kızına göz koymuş," demiş kadın. "Yıllardır bu yüzden savaş var ve ejderha bizi öyle sıkıştırıyor ki ülkemize kuş bile uçamıyor." "Padişahın kızı nerede?" diye sormuş şehzade. "Padişahın bahçesindeki küçük bir köşkte. Zavallı kız dışarı adımını bile atamıyor."

Ertesi gün şehzade padişahın bahçesine gidip bahçıvana yalvarmış, onu yanına çırak almış. Padişahın kızı yeni bahçıvan çırağını görmüş, penceresine çağırıp o ülkeye nasıl gelebildiğini sormuş. Şehzade ona babasının padişah olduğunu, yolda ejderha Çampalak ile dövüştüğünü ve ona kızı getireceğine söz verdiğini anlatmış. "Ama hiç korkma," demiş, "benim cesaretim o ejderhanın hırsından büyüktür. Benimle gelmeye cesaret edersen onun hakkından gelmenin bir yolunu bulurum." Kız şehzadeyi çok sevmiş ve tutsaklıktan kurtulmayı çok istediği için ona güvenmiş. Bir gece köşkten kaçıp ejderhanın yaşadığı çöle gitmişler. Yolda kızın ejderhanın tılsımını öğrenmesine karar vermişler.

Çampalak kızı görünce sevinçten çıldırmış. Ama ne yaparsa yapsın kız ağlamaktan başka bir şey yapmıyormuş. Günler, haftalar geçmiş, gözyaşları bir türlü dinmemiş. Bir gün kız ejderhaya, "Beni mutlu görmek istiyorsan bari tılsımının ne olduğunu söyle," demiş. "Ah canım," demiş ejderha, "tılsımım kimsenin varamayacağı bir yerde. Komşu ülkedeki büyük bir sarayda. Oraya gidenler olmuş ama hiçbiri geri dönememiş."

Şehzadeye bu kadarı yetmiş. Dizgini alıp deniz kıyısına gitmiş ve altın yeleli atını çağırmış. "Ne emredersin küçük sultanım?" "Beni komşu ülkeye, ejderha Çampalak'ın tılsım sarayına götür." Göz açıp kapayana kadar saray karşısına çıkmış. At demiş ki: "Sarayın önüne varınca dizgini iki demir kapıya bağlayacaksın. Ben bir kez kişneyip demir nallarımı birbirine vurunca bir kapı açılacak. O kapıda bir aslanın açık ağzını göreceksin. Onu bir vuruşta yenemezsen kaç, yoksa canından olursun."

Sarayın önüne gitmişler, şehzade atı dizginiyle iki demir kapıya bağlamış, at kişneyince kapı açılmış. Şehzade bütün gücüyle kapıdaki aslana vurmuş ve onu yere sermiş. Aslanın arkasında küçük, altın bir kafes duruyormuş; kafeste de öyle güzel üç güvercin varmış ki dünyada eşi bulunmazmış. Bu üç güvercin ejderhanın canıymış. Şehzade birini alıp okşamaya başlamış ama birden prrrr diye elinden uçup ejderhaya doğru kaçmış. At hızla peşinden uçmuş ve yakalamasa şehzadenin başı dertte olacakmış. Şehzade üç güvercini de kafese koymuş, atına binmiş ve göz açıp kapayana kadar Çampalak'ın sarayının önündeymiş.

Şehzade sarayın kapısında güvercinlerden birini göğe salıvermiş; güvercin bulutların arasında kaybolunca ejderha güçsüz düşmüş. Ejderhanın odasına girdiğinde canavar yerde yatıyormuş, hiç mecali kalmamış. Şehzadenin elindeki son güvercinleri görünce, "Ölmeden önce onları bir kez okşayayım," diye yalvarmış. Şehzadenin yüreği yumuşamış ve tam kafesi uzatacakken padişahın kızı koşup kafesi kapmış ve kalan güvercinleri de pencereden göğe salmış. Güvercinler uçup gidince ejderha bir taş kaya gibi kaskatı kesilmiş ve bir daha hiç kıpırdamamış. "İyi ki kafesi ona vermedin," demiş at, "güvercinleri eline alsaydı yeniden can bulurdu." Sonra at da dizginiyle birlikte kaybolmuş.

Ejderhanın hazinelerini toplayıp Çin ve Maçin'e dönmüşler. Padişah kızının kaybolmasına öyle üzülmüş ki hastalanmış; kızının ejderhanın eline düştüğünü sanıyormuş. Bir de bakmış ki kızı karşısında, elinde bir şehzadenin eli! Öyle bir düğün yapılmış ki sonu gelmeyecek sanılmış. Düğünden sonra büyük bir askerî alayla şehzadenin babasının ülkesine yola çıkmışlar. Kızın ağabeyi, Çin ve Maçin'in genç şehzadesi de onlarla gelmiş.

Orada şehzadeyi çoktan ölmüş sanıyorlarmış. Üç yedi başlı ejderhanın ve kırk kızın hikâyesini anlatana kadar ona inanmamışlar. Otuz dokuz ağabey otuz dokuz kız kardeşle evlenmiş. Kırkıncı kız ise sabırla bekliyormuş. Çin ve Maçin şehzadesi onu görür görmez beğenmiş, kız da onu beğenmiş ve onlar da evlenmişler. Böylece kırk kardeşin düğünü bir arada yapılmış. En küçük şehzade ile karısı ömürlerinin yarısını şehzadenin babasının ülkesinde, yarısını da Çin ve Maçin'de geçirmişler ve hayatları mutluluk içinde akıp gitmiş. Gökten üç elma düşmüş: biri anlatana, biri dinleyene, biri de babasının sözünü hiç unutmayan en küçük şehzadeye.

Masal burada bitti. İyi uykular.

Başka bir masal

Kırk Şehzade ve Yedi Başlı Ejderha, Anadolu halk masalı kaynaklı bir çocuk masalıdır; 7-12 yaş çocuklar için uygundur ve yaklaşık 10 dakikada okunur. Masal Merkezi'nde bu masalı ücretsiz okuyabilir, arka planda ninni ya da doğa sesi açabilir, favorilerinize ekleyebilirsiniz. Benzer masallar için Türk Halk Masalları kategorisine göz atın.

Üye ol, favorilerin ve okudukların her cihazda seninle gelsin.